top of page
kul_bak_logo.png

Türkiye Cumhuriyeti

Kültür ve Turizm Bakanlığı

Çini Sanatçısı

Altay'dan Tuna'ya, Baykal'dan Ural'a

2012

Altay'dan Tuna' ya, Baykal'dan Ural' a...


Daha önceleri de tanışmıştım çiniyle... Elime alıp izledim her birini, el emeğini, göz nurunu…


Merakla dinlemiştim fırından çıkan çiçeklerin hikayesini... Eskiden daha zormuş... Odun fırınlarında ısıyı ayarlamak, ürünleri sağlam çıkarmaya çalışmak…
 

Hayranlık dolu gözlerim hep beğeni ve mutlulukla bakmıştı çini tabaklara, vazolara…

Beklemediğim bir dönemeçte karşıma çıktığında heyecanla başladım çalışmaya… Ellerime bulaşan toprak ve boyanın kendine has kokusu bambaşka bir dünyanın kapısını aralamışştı sanki… Her bir çiçeğin, yaprağın, desenin ayrı bir hikayesi vardı… İçine çeker, büyüler sizi… Örneğin, üç tane dairenin birbirine teğet olduğu basit bir desen görürsünüz… Adına “çintemani” demişler... Üzerine romanlar yazacak kadar derin bir anlam yüklemiş, içini “güç, kuvvet, iktidar” diye doldurmuşlar… Kayboldum her bir noktanın içinde…
 

Çini yapanlar bilir, boyadığınızda gördüğünüz renk mattır, soluktur… Bunun için “ateşte açan çiçekler” denir onlara... Fırından bambaşka bir tabak çıkar sanki... O tabağı siz de değil de bakası boyamış zannedersiniz…


Merakla beklemeye başladım her bir tabağı... Her tabak başka bir bahçeye götürdü sonraları...


Hayal dünyasında yaşamak gibi mavi bir narı elinizde tutmak…
 

İlk yılın sonunda Kütahya'ya gittiğimde gördüm ki daha işin başındayım. Bu işe yıllarını, hatta nesillerini vermiş bir şehirde, böylesine güzel bir sanatı yaşatan insanlara duyduğum saygıyla devam ediyorum öğrenmeye.
 

Farklı çalışmalar denemeye başlamama 45-50 yıllık bir tabak vesile oldu… “at üzerinde giden bir okçu” bizim alıştığımızın dışında bir eserdi… Sevdiğimiz, beğendiğimiz resimleri, Türk Dünyası motifleri ve desenlerini çiniye aktarmak yeni ufuklar açmıştı bana… Bu sergi klasik çinilerin yanı sıra Türk Dünyası'ndan farklı çizgilerin yer aldığı özel bir çalışmadır.

bottom of page